KATİL İÇİMİZDE Mİ?
Genlerimizin ve Evrimin Karanlık Mirası
Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine şöyle bir göz atın. Ya da dijital platformlarda karşınıza çıkan bir “true crime” belgeselini izleyin. Her defasında aynı refleksi veririz:
“Ben asla yapmam.”
Bu cümle, bize güven verir. Kendimizi o karanlık dünyanın dışında konumlandırırız. Fail ile aramıza görünmez ama sağlam bir çizgi çekeriz.
Peki ya o çizgi sandığımız kadar kalın değilse?
Evrimsel psikolog David Buss’un çalışmaları, insan zihninin zaman zaman en uç ihtimalleri bile düşünme kapasitesine sahip olduğunu gösteriyor. Araştırmalar, insanların önemli bir bölümünün hayatlarının bir anında birini öldürmeyi hayal ettiğini ortaya koyuyor. Bu veri rahatsız edici. Ama belki de daha rahatsız edici olan, bunun “insan zihnine aykırı” bir durum olmaması.
Çünkü insan, sadece iyi olmak için evrilmedi.
İnsan, hayatta kalmak için evrildi.
Binlerce yıl boyunca atalarımız; tehditleri bertaraf etmek, kaynakları korumak ve rekabette üstün gelmek zorundaydı. Bu mücadelede şiddet, zaman zaman devreye giren bir araçtı. Bugün kabul edilemez bulduğumuz pek çok davranışın izleri, o sert doğa koşullarının mirası olarak zihnimizin derinliklerinde varlığını sürdürüyor olabilir.
Ancak burada kritik bir gerçek var:
Bir şeyi düşünmek, onu yapmak anlamına gelmez.
Modern bilim, insan davranışını tek bir nedene indirgeme kolaycılığını reddediyor. “Katil geni” gibi popüler ama yüzeysel tanımlar gerçeği yansıtmıyor. Örneğin şiddetle ilişkilendirilen genetik varyasyonlar, tek başına belirleyici değil. Çocukluk travmaları, çevresel etkiler ve bireysel deneyimler devreye girmeden bu genlerin anlamı yok.
Yani genler bize bir yön çizebilir, ama o yolu yürüyüp yürümemek bize kalır.
Asıl mesele beynimizin içindeki dengede gizli. Bir yanda mantık, muhakeme ve kontrol; diğer yanda öfke, korku ve ilkel dürtüler… Sağlıklı bir insan zihninde bu iki sistem sürekli bir denge içinde çalışır. Dürtüler yükselir, ama kontrol mekanizması devreye girer. Öfke hissedilir, ama eyleme dönüşmeden söner.
İşte insan olmanın en kritik eşiği tam da burasıdır.
Bu nedenle “içimizde bir katil var” söylemi, gerçeğin sadece karanlık bir parçasını abartır. Evet, insan zihni en uç düşünceleri üretebilir. Ama aynı zihin, o düşünceleri bastıracak, yönetecek ve dönüştürecek kapasiteye de sahiptir.
Belki de yanlış soruyu soruyoruz.
Soru şu değil:
“İçimizde bir katil var mı?”
Asıl soru şu:
“Neden çoğumuz, en öfkeli anlarımızda bile o çizgiyi geçmeyiz?”
Cevap; sadece genlerde değil.
Sadece geçmişte de değil.
Cevap; empati, ahlak, toplumsal normlar ve en önemlisi iradede saklı.
Bizi insan yapan şey, karanlığın yokluğu değil…
O karanlığa rağmen koyduğumuz sınırdır.