HAYAT BAZI İNSANLARI NEDEN SÜREKLİ BEKLETİR?
Bazı insanlar hayatı sanki sürekli camın ardından izler gibi yaşar.
İstedikleri şeyleri görürler ama tam dokunacakken bir şey olur.
Bir ilişki yarım kalır.
Bir iş son anda olmaz.
Tam “artık oldu” dedikleri yerde yeni bir gecikme çıkar.
Ve bir süre sonra insanın içinde şu soru büyümeye başlar:
“Ben neden hep bekleyen tarafım?”
İşte tam burada çoğu insanın yaptığı ilk şey, kendini eksik sanmaktır.
Yeterince güzel olmadığını düşünür.
Yeterince başarılı olmadığını…
Yeterince şanslı olmadığını…
Ama hayatın geciktirdiği bazı şeyler, aslında reddedilmiş değildir.
Sadece henüz oturmamıştır.
Çünkü bazı kapılar, sadece istemekle açılmaz.
İnsan bazen istediği şeye kavuşmadan önce, onu taşıyabilecek birine dönüşmek zorunda kalır.
Bugün birçok insanın en büyük yorgunluğu çalışmak değil;
“Ne zaman olacak?” sorusuyla yaşamaktır.
Sürekli zamanı kontrol etmek…
Sürekli bir şeylerin eksik olduğunu düşünmek…
Başkalarının hayatıyla kendi hayatını yarıştırmak…
İşte insanı en çok bunlar tüketiyor.
Gökyüzü son zamanlarda özellikle bunu anlatıyor:
Her gecikme kayıp değildir.
Bazı gecikmeler yön değişimidir.
Bazıları ise seni aceleyle gireceğin bir hayatın içinden çekip çıkarır.
Çünkü insanın en büyük yanılgılarından biri şudur:
Hazır olmakla, istemeyi aynı şey sanmak.
Oysa insan bir şeyi çok isteyebilir ama onu taşıyabilecek duygusal olgunlukta olmayabilir.
Bazen evrenin sustuğu dönemler, aslında içeride bir şeyleri güçlendirdiği dönemlerdir.
Ve dürüst olalım…
Bugün çoğu insanın istediği şey ilişki değil; huzur.
Başarı değil; güven hissi.
Para değil; nefes alabileceği bir hayat.
Belki de bu yüzden bazı yollar uzuyor.
Çünkü hayat bazen sana “hemen” vermek yerine,
önce gerçekten neye ihtiyacın olduğunu göstermeye çalışıyor.
Ve değişim çoğu insanın sandığı gibi bir anda başlamaz.
Hayat bir sabah mucize gibi değişmez.
Önce insanın içindeki tahammüller değişir.
Eskiden peşinden koştuğu şeylere artık eskisi kadar heyecan duymamaya başlar.
Sürekli açıklama yaptığı insanlardan yorulur.
Kalabalıkların içinde bile yalnız hissettiği yerleri fark eder.
Bir süre sonra şunu anlar:
Bazı kapılar kapanırken aslında hayat onu küçültmüyor, dar gelen yerlere sığmamayı öğretiyor.
İnsan değiştiğini en çok şuradan anlar:
Eskiden kırıldığı şeyler artık sadece düşündürmeye başlar.
Eskiden “beni neden seçmedi?” dediği yerde, şimdi “ben gerçekten bunu istiyor muydum?” diye sorar.
Çünkü gerçek değişim, yeni bir hayat başlamadan önce eski tahammüllerin bitmesiyle başlar.
Ve belki de şu an yaşadığın bekleyişin sebebi,
hayatın seni cezalandırması değil…
Seni yarım kalacağın bir yere yetiştirmemeye çalışmasıdır.