Kalbin İçindeki Sessiz Bahçe
İnsan kendini anlatmaya kalktığında kelimeler çoğu zaman yetersiz kalır. Çünkü insanın iç dünyası, görünen bir manzaradan çok hissedilen bir iklim gibidir. Bazen bahar gibi yumuşak, bazen sonbahar gibi düşünceli, bazen de kış gibi sessiz…
Ben iç dünyamı bir bahçeye benzetirim ama bu sıradan bir bahçe değildir. Kapısı herkese açık değildir. Çünkü insan zamanla öğrenir; kalbinin kapısını herkese açtığında içeri sadece misafirler değil, bazen fırtınalar da girer.
Bu bahçede merhamet vardır. İnsanların yükünü biraz olsun hafifletme isteği vardır. Birinin derdini dinlerken içimde bir yerlerin yumuşadığını hissederim. Belki de bu yüzden hayat bana ne kadar sert yüzünü gösterse de kalbimin bir tarafı hep yumuşak kalır.
Ama bu bahçede sadece çiçekler yoktur. Kırılmış dallar da vardır. Güvenip hayal kırıklığı yaşadığım anların izleri… İnsanların iyi niyetin arkasına sakladığı küçük hesapları fark ettiğim günlerin sessizliği… Zamanla anladım ki insanın iç dünyasını büyüten şey sadece sevinçler değil, kırgınlıklardır da.
Çünkü kırgınlıklar insanı ya sertleştirir ya da olgunlaştırır. Ben kalbimin sertleşmesine izin vermemeye çalışanlardanım. İçimdeki bahçenin taşlaşmasını istemiyorum. Çünkü kalp sertleştiğinde insan hayata bakmayı değil, sadece hesap yapmayı öğreniyor.
Benim iç dünyamda bir de derin bir sessizlik vardır. O sessizlikte insan kendini dinler. Kim olduğunu, ne istediğini, neden mücadele ettiğini anlar. O sessizlik bazen bana şunu hatırlatır: İnsan aslında dışarıda değil, kendi içinde yolculuk yapar.
Ve bu yolculukta öğrendiğim en önemli şey şu oldu:
Gerçek güç, insanın kalbinin kararmamasıdır.
Hayat bazen yorabilir, insanlar bazen kırabilir, yollar bazen uzayabilir… Ama insan içindeki ışığı koruyabildiği sürece kaybolmaz.
Benim iç dünyam belki kusursuz değil. Ama içinde hâlâ umut yeşeren, merhamet yaşayan ve yeniden çiçek açmaya inanan bir yer.
Ve belki de insanın en gerçek güzelliği tam burada saklıdır:
Kalbinin karanlığa rağmen ışık üretmeye devam edebilmesinde.
Yasemin TÜZÜN