Dostlar, son zamanlarda siz de fark ettiniz mi? Hangi Amerikan dizisini açsak, hangi "yılın filmi" diye pazarlanan yapımı izlesek, ekranda sürekli bir bardak şıngırtısı, bir mantar patlaması... Adam sabah kalkıyor, yüzünü yıkamadan önce kristal sürahiye uzanıyor. Hanımefendi ofiste mühim bir karar verecek, hop; çekmeceden bir şişe viski çıkıyor. Sanırsınız koca Amerika, sabah akşam çakırkeyif geziyor.
Peki, nedir bu işin aslı? Hollywood neden bizi bu kadar dumanlı bir dünyaya mahkûm ediyor?
Aslında mesele sadece içmek değil. Yönetmen, karakterin ruh halini bize uzun uzun anlatacak vakti bulamayınca kestirmeden gidiyor. Elinde buz gibi bir kadehle pencereden yağmuru izleyen o adamı görünce, biz şak diye anlıyoruz: "Bu adamın derdi büyük, geçmişi karanlık, yükü ağır." Alkol burada bir içecek değil, karakterin üzerine giydiği bir melankoli hırkası gibi duruyor.
Bir de işin "cool" görünme kısmı var. Eskiden Mad Men gibi dizilerde o dumanlı ofislerde içilen içkiler maskülenliğin şanıydı. Şimdi ise sofistike bir şarap kadehi, karakterin "Ben sınıfsal olarak yukardayım, zevklerim rafine" deme biçimi oldu. Yani o kadeh, karakterin banka hesabından daha çok şey söylüyor bize.
Oyuncular için de bir kurtarıcı bu. Sahne uzun, diyalog çok... Oyuncu ellerini ne yapacağını şaşırınca, yönetmen hemen eline bir kadeh tutuşturuyor. Bir yudum alıyor, buzu karıştırıyor, bardağı masaya bırakıyor. Alın size sahnede bir "aksiyon"! O içki bardağı olmasa, o derin sohbetler sanki havada kalacakmış gibi bir illüzyon yaratılıyor.
Tabii, işin ucunda o meşhur "duygusal reklamlar" da var. Kahramanımız en yakışıklı haliyle o markayı yudumladığında, biz fark etmeden o şişeye bir karizma yüklüyoruz. Hollywood bu; bedava günahını bile vermez adama, reklam almadan o şişeyi oraya koyar mı hiç?
Netice itibarıyla; Ekranda gördüğümüz o "estetik" sarhoşluk, gerçek hayatın o baş ağrılı, mide bulantılı sabahlarına hiç benzemiyor. Onlar için bu sadece bir senaryo hilesi, bir görsel süs. Biz ise kendi çayımızı karıştırırken bu renkli dünyaya bakıp "Vay be, ne hayatlar var" demeye devam ediyoruz.
Ama unutmayın; o kadehler kırılır, o sahneler biter, geriye sadece biz ve bizim sade kahvemiz kalır.