Zor Zamanlarda "Güzel İnsan" Kalabilmek: Ruhun Direnişi
Hayat, her zaman bize vadettiği o güneşli günleri sunmuyor. Bazen fırtına öyle sert esiyor ki, insan sadece ayakta kalmaya değil, insanlığından bir şeyler kaybetmemeye de uğraşıyor. Ekonomik sıkıntılar, hayal kırıklıkları, adaletsizlik hissi ve her gün omuzlarımıza binen o ağır yükler… Hepsi bizi bir yol ayrımına getiriyor: Ya dünyayla birlikte biz de sertleşeceğiz ya da her şeye rağmen içimizdeki o nahif alanı koruyacağız.
Peki, şartlar bu kadar zorluyken, o imrenerek baktığımız "güzel insan" olarak kalmayı nasıl başaracağız?
Zorluklar karşısında verdiğimiz ilk refleks genellikle bir savunma mekanizması geliştirmektir. Kendimizi kapatır, şüpheci olur ve etrafımıza görünmez duvarlar öreriz. Oysa güzel insan kalmanın ilk kuralı, canımız yansa bile o duvarları örmemektir. Sertleşmek kolaydır; asıl cesaret, fırtınanın ortasında bile kırılgan ve hassas kalabilmektedir. Yaşadığımız acıları birer silaha değil, başkalarını anlamak için birer köprüye, yani empatiye dönüştürdüğümüzde ruhumuzu korumuş oluruz.
Her şey yolundayken iyi, nazik ve güler yüzlü olmak çok zahmetsizdir. Gerçek sınav, işler sarpa sardığında başlar. Otobüste canınızı sıkan o kaba adama rağmen nezaketi koruyabilmek, kendi derdiniz başınızdan aşkınken bir başkasının gözündeki hüznü fark edebilmektir güzellik. Güzel insan, iyiliği bir alışveriş olarak görmez; "dünya bana ne verirse onu yansıtırım" demez. Dünyanın ne kadar karanlık olduğundan şikayet etmek yerine, kendi mumunu yakmaya devam eder.
Büyük kahramanlıklar yapmanıza, dünyayı kurtarmanıza gerek yok. Zor şartlar altında ezilirken bile bir kediye su vermek, bir dosta "yanındayım" mesajı atmak ya da sadece bir tebessümü esirgememek… Bunlar küçük görünen ama hem bizi hem de dokunduğumuz hayatları iyileştiren devasa adımlardır. İyilik, paylaşıldıkça çoğalan ve en önemlisi, yapana da yaptığı kişiye kadar şifa veren bir eylemdir. İyilik yaptıkça, bu zor dünyaya ait olmadığımızı, onu güzelleştirmek için var olduğumuzu hatırlarız.
Şartlar zorlaştıkça içimizde biriken öfke ve kırgınlık bizi zehirlemeye başlar. Bu zehrin panzehiri umuttur. Güzel kalabilen insanlar, her gecenin bir sabahı olduğunu entelektüel bir klişe olarak değil, kalpten bir teslimiyetle bilenlerdir. Kendinize sorun: Bugün içimi neyle besledim? Sosyal medyanın getirdiği o toksik öfkeyle mi, yoksa hâlâ güzel şeylerin olabileceğine dair o çocuksu inançla mı?
Son Söz
"Güzel insan" olmak, hiçbir şeyi dert etmeyen, polyannacı bir saflık demek değildir. Aksine; dünyanın tüm kirini, pasını, zorluğunu görüp, bilip, yaşayıp; yine de temiz kalmayı seçmektir.
Hayat bizi neyle sınarsa sınasın, aynaya baktığımızda kendimizden utanmayacağımız, gözlerindeki o ışığı kaybetmemiş bir suret görmek en büyük zaferimiz olacaktır. Unutmayalım; dünya zorbalarla ve zorluklarla dolu olabilir, ama onu hâlâ yaşanabilir kılan tek şey, her şeye rağmen "güzel" kalmayı seçen o sessiz çoğunluktur.
Saygılarımla
Yasemin TÜZÜN