Bugun...


ASLI DÖNMEZ

facebook-paylas
KENDİ YAYIN KANALINA HOŞ GELDİN
Tarih: 30-07-2025 10:22:00 Güncelleme: 30-07-2025 10:45:00


Her sabah gözümü açıyorum ve içimden biri "3, 2, 1… Yayındayız!" diye bağırıyor. Burası bir televizyon kanalı değil, bu bizzat ben. Kanal Ben.

Dizi, belgesel, reality show, talk show, düşük bütçeli umutlar, kafasına göre girip çıkan motivasyonlar… Hepsi var.

Senaryo yok ama doğaçlama şahane. Prodüksiyon rezalet ama içerik çok tutkulu.

Yönetmen: ben.

Oyuncu: yine ben.

Seyirci: sabit değil, ama arada annem arıyor.

 

Sabahları “sabırsız sabah haberleri” modundayım.

“Güne merhaba!” değil, daha çok “Hangi hakla?” tonlarındayım.

Alarm çalıyor, iç ses: “Bu yayını görmezden gel.”

Yorganın altı: Sessiz protesto alanı.

Kahve: Ruhun yeniden hayata döndüğü kara iksir.

Ve ben: Gözümde mor halkalar, elimde kupayla haberleri sunuyorum.

“Bugün içsel hava durumu: dağınık. Zihinsel puslanma öğlene kadar sürebilir. Motivasyon seviyeleri düşüşte.”

Sponsor: “Çay iç geçer belki.”

 

Salı günleri içimdeki BBC belgeselci devrede.

Evde sessiz bir şekilde bulaşık yıkarken zihnimde David Attenborough konuşuyor gibi:

“Ve şimdi kendi habitatında yaşayan bu canlı, evrende ne işim var diye sorarken, elindeki süngeri bırakıp tavana bakıyor...”

Bir elim deterjanlı, diğer elimde existential kriz.

Ben: Düşünceli.

Bulaşıklar: İnatçı.

 

Çarşambaları kanalım drama değil, daha çok absürt komedi yayınlıyor.

Mesela sabah çantamı açıyorum: İçinde neden 1 çorap, 3 saç tokası, 1 yüz kremi ve bir tane de mandal var?

Ben bile bilmiyorum.

Günün ilk sahnesi: Kapının önünde anahtarımı içeride unuttuğumu fark ediyorum.

İkinci sahne: Yan komşuyla sabah pijamalı kahve seansı.

Üçüncü sahne: Neden her hafta başıma sitcom malzemesi bir şey geliyor?

 

Perşembeleri mutfağa geçiyoruz.

Yemek programı:

“Dolabındaki üç şeyle sanki çok yaratıcıymışsın gibi havalı bir tabak yap!”

İçerik: Kalmış bir dilim peynir, biraz kıyılmış maydanoz ve umutsuzluk.

Tarifin adı: “Çaresizlikte şef oldum.”

Sunucu ben, jüri de ben.

Verdim 4 yıldız. Beşi niye vermedim, bilmiyorum. Ego işte.

 

Cuma günü talk show başlıyor!

Konu başlıkları belli:

"Bu hafta neleri unuttum, hangi insanlara yanlış isimle hitap ettim ve neden hâlâ banka SMS'lerine heyecanlanıyorum?"

Kahkahalar bol, filtre yok, gerçeklik %50.

Bazen içimden biri “Aslı bu hafta seni kim en çok sinirlendirdi?” diye soruyor.

Cevabım net: "Kendi kendime yüklenen sorumluluklar."

 

Cumartesi geldiğinde kanal tam bir reality show.

Temizlik başlar ama hedef evi değil, hayatı düzeltmektir.

Dolap temizliği yaparken "aaa bu tişört benimdi ya!" diyerek kendi geçmişimle yüzleşiyorum.

Çekmecede bir not buluyorum:

“Bu yıl kendimi bulacağım.”

Altında tarih: 2017.

Bulamamışım. Ama hâlâ iyi niyetliyim.

 

Ve pazar...

Yayın karmakarışık.

Sabah çizgi film: Güne umutla başla.

Öğle belgesel: "İnsan neden bu kadar çok diziye başlayıp hiçbirini bitirmez?"

Akşam: Sessizlik.

Arka planda fonda çalan “pazartesi geliyor” gerginliği.

Son sahnede ben kanepeye uzanmışım, üzerimde battaniye, kafamda evren.

Sorgu şu: “Benim hayatımı kim dublajlıyor acaba? Bu ses tonu bana ait değil gibi...”

 

Ama işte tüm bu karmaşanın, absürtlüğün, sessiz kahkahaların arasında tek sabit şey var:

Kendi yayın kanalına hoş geldin.

Burada reji sensin, içerik senden çıkıyor, reyting umurunda bile değil.

Kimi gün sitcom, kimi gün belgesel.

Kimi sabah talk show havası, kimi akşam full “ben bu sahneyi niye yaşıyorum?” bölümü.

 

Ama bu kanal yaşıyor.

Sen varsın.

Senin yayın kesilmedi.

Sen hâlâ her gün “yayın başlasın” diyorsun.

 

Ve şimdi ben sana soruyorum:

Senin kanalında bu hafta neler yayınlandı?

Ve…

Hayatının hangi sahnesi hâlâ montajda bekliyor?

 

Dip not: “existential” ister kendiniz araştırın, ister bekleyin… Bu da başka bir yazının konusu ;)

 

 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR

2025 YILINA DAMGA VURAN SANATÇI SİZCE KİM?


YUKARI