DÜRÜSTLÜK MÜ DEDİN?
Yok Artık Patavatsızlık Düzeyine Girmeyelim…
“Dürüst olmak gerekirse”... Cümleye böyle başlayan biri varsa kaçın. Bu kişi birazdan sizi kalbinizden değil, doğrudan böbreğinizden vuracak. Çünkü dürüstlük artık öyle saf, pak, beyaz bir şey değil. Kimi zaman "Ben sadece dürüstüm" cümlesiyle başlayanlar, sonrasında karşınızdaki insanın özgüvenine Hulk gibi saldırıyor, sonra da “Ama ben kötü bir şey söylemedim ki!” diyerek masumiyet pozları kesiyor.
Bakın, dürüstlük çok kıymetli bir şeydir. Ama bazı insanlar var, sanki dürüstlükle patavatsızlık arasında sıkışmış bir diplomatik kriz yaşıyor. Mesela bir tanesi çıkıp diyor ki: “Ay çok kilo almışsın!” Sonra da kendini şöyle savunuyor: “Ama ben dürüstüm, yalan mı söyleyeydim?” Hayır canım. Sen dürüst değil, sosyal mayınsın. Ve şu an patladın.
Dürüstlük, “Elindekini dürüstçe paylaşmak”tır. Ama senin elindekinin içinde laf sokma, iğneleme, kendini üstün hissetme çabası varsa... İşte o dürüstlük değil, karşındakinin ruhuna zarar veren bir lisan terörüdür. Üzgünüm, dürüstlük kisvesiyle yapılan bu saldırılar, çoğu zaman pasif agresifliğin ta kendisidir.
Hele hele “Ben ne düşünüyorsam onu söylerim” tarzındaki yaklaşım, bir meziyet değil. Bu, bazen sosyal zekânın eksikliğini alkışlatmaya çalışma çabası. Kimse senden sahte bir insan olmanı istemiyor. Ama “doğruyu söylemekle, doğruyu doğru zamanda ve doğru üslupla söylemek” arasında Everest kadar fark var.
Bir de bu dürüstlük savunucuları var ya... Hani sözüm ona net insanlar. “Ben netimdir, kimsenin arkasından konuşmam, yüzüne söylerim.” E güzelim, zaten asıl mesele yüzüne değil, nasıl söylediğin. Net olman seni sevimli yapmıyor. Bazen netlik değil, nezaket büyütür insanı.
Ha şimdi diyeceksin ki, “Yani her düşündüğümüzü de içimize mi atalım?” Hayır. Ama her düşündüğün de dile gelmek zorunda değil. Yani sesli düşünmek her zaman zekice değildir. Kimi zaman susmak, karşı tarafa saygı duymak, hayatın küçük ama anlamlı zarafetlerinden biridir.
Kabul edelim, çoğumuz bazen ayarı kaçırıyoruz. Ama gel bir düşün: Gerçekten o söylediğin şey, dürüstlük müydü, yoksa içten içe bir egoyu tatmin etme şekli miydi? “Ben öyle görüyorum” demek, karşındaki insana bunu “görmek zorundasın” diye dayatmak hakkını verir mi?
İşte tam da burada “dürüstlük” ile “patavatsızlık” arasındaki ince çizgi neonla parlamaya başlıyor. Dürüstlük, samimiyetin kollarında dinlenen bir zarafettir. Patavatsızlık ise çoğu zaman öfkenin makyajlanmış hali.
Kısacası canım benim, dürüstlük altınsa, onu satarken kuyumcu nezaketinde olman gerekir. Yoksa elindeki altın değil, çuvalın içinde fırlattığın taş olur.
O yüzden gel, dürüstlüğü sevelim. Ama onu ince bir dantel gibi işleyelim. Lafı bam bam değil, pam pam söyleyelim. Çünkü bazen bir söz, bir kalbi onarır; bazen de parçalara ayırır.
Ve şimdi sorayım sana sevgili okur:
Sence bugüne kadar söylediklerin gerçekten dürüstlük müydü, yoksa dürüstlüğün sırtına binmiş birer patavatsızlık mıydı?