|
Tweet |
İdrak Yolu Enfeksiyonu: Turizmin Ateşi Neden Düşmüyor?
Antalya'da bir kafede oturmuş, etrafımdaki boş sandalyelere bakarken aklıma takılan bir soru var: İnsanlar neden söyleneni anlamıyor? Ya da daha doğrusu, neden anlamak istemiyor? Bu, kişisel ilişkilerden tutun da, tüm bir sektörün geleceğini etkileyen kararlara kadar her yerde karşılaştığımız bir durum. Özellikle turizmle iç içe yaşayan Antalya, Kemer, Bodrum gibi yerlerde bu "idrak yolu enfeksiyonu" çok daha belirgin hale geldi.
"Bu sene turizm bitti," sözleri yankılanıyor kulaklarımızda. Gerçekten de öyle. Geçen senelerin o cıvıl cıvıl kalabalığı yok. Mekanlar bomboş, esnafın yüzü asık. Peki, bu durumun sebebi ne? Yıllardır bas bas bağırılıyor: fahiş fiyat politikası! Ama sanki duvarlara konuşuluyor. Sanki esnafın, otelcinin, restoran sahibinin kulakları tıkalı.
Yıllardır aynı şarkı: "Bir turistten ne koparırsak kar." Kira fiyatları uçmuş, maliyetler artmış, evet, anlıyoruz. Ama çözüm bu maliyetleri tek bir müşterinin sırtına yüklemek mi? Antalya'da hala uygun fiyatlı, lezzetli mekanlar var. Ama diğer yandan, bazı eğlence mekanlarının kapısından geçerken bile "acaba içeri girsem ne kadar öderim?" diye bir endişe sarıyor insanı. Bu hissiyat, potansiyel müşteriyi daha içeri adımını atmadan kaçırıyor. Turist gelsin diye yırtınıyoruz, ama geleni de sanki kazıklamak için el ele vermişiz gibi bir imaj çiziyoruz.
Bu duruma ek olarak, özellikle turistlerin yoğun olduğu bölgelerdeki taksicilerin tavırları da bu idrak yolu enfeksiyonunun bir parçası. Yerli müşteriye karşı sergilenen o isteksiz ve bazen kaba haller, "kısa mesafe gidecek", "az para ödeyecek" diye araca almamalar... Sanki o taksiler sadece dövizle çalışanlara hizmet ediyor. Oysa yerli müşteri de bu şehrin bir parçası, ekonominin bir dinamiği. Belki bugün kısa mesafe, ama yarın uzun mesafe gidecek, başka bir hizmet alacak. Bu ayrımcılık, şehrin imajını ve yerel halkın esnafa olan güvenini zedeliyor. Bir turistin ağzından duyduğumuz memnuniyetsizlik kadar, bir yerlinin yaşadığı hayal kırıklığı da önemli.
Bu kısır döngü, bana tıp literatüründen bir terimi anımsatıyor: idrak yolu enfeksiyonu. Beynin sinyalleri doğru algılayamaması, anlamlandıramaması ve dolayısıyla sürekli aynı hatayı tekrarlaması. Turizm sektöründeki bu durum, tam da buna uyuyor. Dünya değişiyor, turist beklentileri değişiyor, rekabet artıyor. Ama biz hala 90'ların turizm anlayışıyla hareket etmeye çalışıyoruz.
Bu enfeksiyonun tedavisi basit aslında: Gerçeklerle yüzleşmek, geçmiş hatalardan ders çıkarmak ve empati yapmak. Turist, sadece döviz bırakan bir varlık değil; unutulmaz bir deneyim arayan, cebindeki parayı hak ettiği değere harcamak isteyen bir insan. Yerli müşteri de aynı şekilde, şehrin ve hizmet sektörünün ayrılmaz bir parçası. Onu anlamadan, onun yerine kendimizi koymadan bu krizden çıkmamız mümkün değil. Aksi takdirde, bu "idrak yolu enfeksiyonu" sadece turizmi değil, tüm ekonomiyi yatağa düşürecek gibi duruyor. Ve o zaman, söylenecek pek bir şey kalmayacak... Belki de sadece "keşke"ler...