Bugun...



ASLI DÖNMEZ YAZI DİZİSİ 5: “KENDİMİZİ İSPATLAMA YAŞI GEÇTİ Mİ?”

Galiba insan hayatının önemli bir bölümünü bunu farklı biçimlerde söyleyerek geçiriyor. Bildiğini göstermek. Yapabildiğini kanıtlamak. Başardığının görülmesini istemek. Bir ilişkide ne kadar vazgeçilmez olduğunu hissettirmek. Bir ortamda küçümsendiğini düşündüğünde görünmez bir sunum dosyası açmak:

facebook-paylas
Tarih: 02-10-2026 07:05

ASLI DÖNMEZ YAZI DİZİSİ 5: “KENDİMİZİ İSPATLAMA YAŞI GEÇTİ Mİ?”

Bazen bir ortamda bir konu açılıyor.

Karşımdaki insan oldukça emin konuşuyor ama söylediği bir şey aklıma takılıyor.

Eskiden fark ettirmeden telefondan kaynağı araştırırdım.

İçimden de cümleyi hazırlardım:

“Bak, aslında mesele tam öyle değil…”

 

Sonra yıllar içinde şunu fark ettim:

Bazen derdim yalnızca doğru bilgiyi bulmak değilmiş.

Biraz da şunu söylemekmiş:

“Beni hafife alma.”

Galiba insan hayatının önemli bir bölümünü bunu farklı biçimlerde söyleyerek geçiriyor.

Bildiğini göstermek.

Yapabildiğini kanıtlamak.

Başardığının görülmesini istemek.

Bir ilişkide ne kadar vazgeçilmez olduğunu hissettirmek.

Bir ortamda küçümsendiğini düşündüğünde görünmez bir sunum dosyası açmak:

“Şimdi sana benim kim olduğumu anlatayım.”

 

İşin yorucu tarafı şu:

O sunumun sonu yok.

Birine ne bildiğinizi anlatıyorsunuz, başka biri ne yaptığınızı sorguluyor.

Onu açıklıyorsunuz, bu kez kararlarınızı.

Derken insan bazen kendi hayatını yaşamaktan çok, kendi hayatının savunmasını yapıyor.

Ben de yaptım.

Hatta yanlış anlaşılmamak için gereğinden fazla açıklama yaptığım çok oldu.

Bir cümleyle bitecek meseleye üç paragraf eklemişliğim vardır.

Sonra dönüp okuyunca kendime şu soruyu sorduğum oluyor:

“Ben burada gerçekten anlatıyor muyum, yoksa kendimi ispatlamaya mı çalışıyorum?”

Ne düşündüğümü söylemek istiyorum elbette.

Ama karşımdaki kabul etmediğinde neden kendimi daha uzun anlatmaya başlıyorum?

 

İşte galiba mesele biraz burada.

Çünkü insan yanılabilir. Bir konuda haksız da olabilir.

Bu, değerini azaltmıyor.

Bunu söylemesi kolay tabii. Ama uygulaması her zaman o kadar kolay değil.

Hâlâ yanlış anlaşıldığımda rahatsız olabiliyorum.

Hâlâ biri beni hafife aldığında içimde bir yer,

“Bir dakika…” diyor.

Hâlâ bazen o görünmez sunum dosyasını açmaya hazırlanıyorum.

Bilgelik dağına çıkıp aşağıya el sallamıyoruz yani.

Ama değişen bir şey var:

Kendimi daha erken yakalıyorum.

“Bak Aslı, yine başladın.”

 

Bazen sadece bunu fark etmek bile yeterli oluyor.

Bir fikri savunmak başka bir şey.

Karşımdaki kabul etmedi diye kendi değerimi de o tartışmanın sonucuna bağlamak başka.

Her tartışmayı kazanmak zorunda değilim.

Ama bu, haklı olduğum yerde susacağım anlamına da gelmiyor.

Sanırım fark, artık neden konuştuğumu biraz daha iyi anlayabilmekte.

 

Bir de takdir edilmek meselesi var.

Emeğinizin görülmesi güzel. Güzel bir söz duymak güzel.

Benim de hoşuma gidiyor.

Ama artık alkış gelmediğinde yaptığım şeyin değeri eskisi kadar kolay küçülmüyor.

Belki de yılların bende değiştirdiği şeylerden biri bu.

Neyi iyi yaptığımı biraz daha biliyorum.

Neyi yapamadığımı da.

Ve ikincisini söylemek artık eskisi kadar zor gelmiyor.

Her şeyi bilmek zorunda değilim. Her konuda iyi olmak da.

Bunu kabul etmek düşündüğümden daha rahatlatıcıymış.

 

Tabii kendini ispatlama dürtüsü ortadan kalkmıyor.

Hâlâ bazen son sözü söylemek istiyorum.

Hâlâ “Ben sana demiştim” cümlesi ağzımın ucuna kadar geliyor.

Hâlâ gereğinden fazla açıklama yaptığım oluyor.

Ama bazen artık kendimi suçüstü yakalayabiliyorum.

 

Telefonda kaynağı bulmuş olsam bile göstermek zorunda hissetmeyebiliyorum.

Eskiden bir tartışmayı eve taşıdığım olurdu.

İçimden hâlâ cümle kurardım:

“Şunu da söyleseydim…”

“Bunu da gösterseydim…”

“Orada aslında…”

 

Şimdi bazen konuşma orada kalıyor.

Her zaman değil.

Ama daha sık.

 

Aslı Dönmez

 







Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER Makaleler Haberleri

YAZARLAR
HABER ARA
HABER ARŞİVİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
YUKARI YUKARI