|
Tweet |
ARKADAŞLIKLARIN ELEME TURU
Bir yaştan sonra insanın çevresi değişiyor. Doğum günü masaları biraz küçülüyor. Telefon rehberindeki isimler duruyor ama arananlar azalıyor. Bazı insanlarla daha seyrek görüşüyorsunuz. Bazılarıyla ise uzun zaman sonra bir araya geldiğinizde kaldığınız yerden devam edeceğinizi sanıyorsunuz.
Sonra fark ediyorsunuz ki kaldığınız yer artık orada değil.
Çünkü siz değişmişsiniz.
O da değişmiş.
Bir zamanlar aynı çevrede yaşamış, aynı şeylere gülmüş, aynı insanlara kızmış, hayata neredeyse aynı pencereden bakmış olabilirsiniz. Sonra yıllar geçiyor. Şehirler değişiyor. Çevreler değişiyor. İşler, ilişkiler, yaşadıklarımız değişiyor.
Ve bir gün yıllardır tanıdığınız biriyle konuşurken şunu hissedebiliyorsunuz: Biz hâlâ birbirimizi seviyoruz ama artık aynı dili konuşmuyoruz.
Bence arkadaşlıkların en tuhaf taraflarından biri bu. Çünkü ortada illa bir kavga olmuyor. Büyük bir kırgınlık da gerekmiyor. Bazen sadece yıllar iki insanı farklı yönlere taşıyor.
Belki eskiden birbirimize benzediğimiz için yakındık. Şimdi birbirimizin değişen hâline yeniden bakmamız gerekiyor.
Çünkü birini yıllardır tanımakla onu tanımaya devam etmek aynı şey değilmiş.
Bir arkadaşınız sizin yirmi yıl önce sevdiğiniz şeyi hâlâ sevdiğinizi düşünüyor olabilir. Siz de onun yıllardır değişmediğini varsayıyor olabilirsiniz. Eski hikâyeleri çok iyi biliyoruzdur ama birbirimizin bugününü ne kadar biliyoruz? İşte insan bazen orada duruyor.
Biz dostluğu sürdürüyoruz belki ama artık birbirimizi merak etmiyoruz. Bence asıl mesele bu. Birinin yıllar önce kim olduğunuzu bilmesi başka bir şey. Bugün kim olduğunuzu hâlâ merak etmesi başka.
Oysa dostluğun güzel tarafı biraz da birlikte yeniden tanışabilmek değil mi?
Sonra hayat başka bir sürpriz yapıyor. Yeni biriyle tanışıyorsunuz. Ortak geçmişiniz yok. Çocukluk hikâyelerinizi bilmiyor. Yirmi yıl önce ne yaptığınızı da. Ama konuşmaya başladığınızda tuhaf bir rahatlık geliyor. Hayata bugünden, benzer bir pencereden bakıyorsunuz. Aynı yerlerde gülüyorsunuz. Bir cümleyi anlatmak için önce on yıllık bir ön bilgi vermeniz gerekmiyor.
Ve birkaç görüşmenin ardından insanın aklından şu geçebiliyor:
“Ben bu insanı gerçekten bu kadar kısa zamandır mı tanıyorum?”
Yeni arkadaşlıkların bana en güzel gelen taraflarından biri bu. Sizi eski hâlinizle değil, şimdiki hâlinizle tanımaya başlıyorlar.
Bu, eski dostluklardan daha değerli oldukları anlamına gelmiyor.
Yılların ortak hafızasının başka bir kıymeti var. Ama yeni bir insanın hayatınıza geç girip sanki uzun zamandır oradaymış gibi hissettirmesi de başka türlü güzel.
Üstelik bize şunu hatırlatıyor: Dostluğun takvimle arası sandığımız kadar sıkı değil. Bazı insanlar yıllardır hayatımızdadır ama aramızdaki mesafe büyümüştür. Bazılarıysa daha yeni gelmiştir ama bugünkü hâlimize çok yakın bir yerden seslenir.
Yalnız burada kendimizi de temize çıkarmayalım. Biz de bir başkasının eski arkadaşıyız. Belki biz de hâlâ onu yıllar önce bıraktığımız yerde sanıyoruz. Belki aramayan taraf bazen biziz. Belki onun değişimini yeterince merak etmeyen de. O yüzden arkadaşlıkların eleme turu dediğimiz şey “kim iyi, kim kötü” listesi değil.
Bazen yalnızca bağın biçimi değişiyor. Eskiden her gün konuştuğunuz biriyle artık ayda bir konuşuyorsunuz ama hâlâ içiniz rahat. Bazen de hep aynı taraf arıyor, aynı taraf soruyor, aynı taraf toparlıyorsa insanın aklına ister istemez geliyor:
“Bu dostluk mu, görev dağılımı mı?”
Ama arkadaşlığı sadece ne kadar arandığımızla da ölçemeyiz.
Benim için asıl soru başka: Görüştüğümüzde birbirimizin bugünkü hayatına gerçekten dokunabiliyor muyuz?
Çünkü arkadaşlık sadece geçmişin arşivi değil. Bugünün de ilişkisi.
Belki bu yüzden bazı dostluklar yıllar geçtikçe daha da güzelleşiyor. İki taraf da değişiyor ama birbirini yeniden tanımaktan vazgeçmiyor. Bazıları ise sessizce seyrekleşiyor. Bunda her zaman bir suçlu aramak da gerekmiyor. Bir dönem birbirimizin hayatında çok önemli olmuş olabiliriz. Sonra yollar başka yerlere çıkmış olabilir. Bu, yaşanmış olanı değersizleştirmiyor.
Ve güzel olan şu: Yeni yakınlıkların kapısı da kapanmıyor. Bazen elliden sonra biri geliyor ve sizinle aynı bugünün içinde konuşuyor. Geçmişinizi bilmeden sizi anlayabiliyor. Siz de onu.
O zaman insan şunu yeniden hatırlıyor: Yakınlık yalnızca birlikte geçirilen yıllardan oluşmuyor. Bazen aynı zamana, aynı yerden bakabilmek de insanları birbirine yaklaştırıyor.
O yüzden artık arkadaşlıkları yalnızca “kaç yıllık?” diye düşünmüyorum.
Benim için daha ilginç bir soru var: Birbirimizi kaç yıldır tanıyoruz değil; birbirimizi hâlâ tanımaya devam ediyor muyuz?
Çünkü bir insanın dününü bilmek kıymetli. Ama dostluğu canlı tutan şey, belki de hâlâ onun bugününü merak etmek.
Aslı Dönmez