Bugün sizlerle, bu köşede bugüne kadar paylaştığım yazılardan biraz farklı bir konu konuşmak istiyorum.
Belki beni takip edenler bilir; bu köşede çoğunlukla güzellikten, bakımdan, hayattan, sevgiden, kadınlardan, kendimize iyi bakmaktan ve kalbimizi güzelliklerle beslemekten söz ediyorum.
Ama bugün içimden güzellik konuşmak gelmiyor.
Çünkü insanın gözünün önünde acı çeken bir can varken, yüz güzelliğinden bahsetmek bana eksik geliyor.
Son günlerde karşıma çıkan görüntüler, duyduğum haberler ve Allah'ın dilsiz kullarına yapılan eziyetler beni fazlasıyla rahatsız ediyor. Belki de uzun zamandır içimde biriken bu acı, artık kelimelere dönüşmek zorunda kaldı.
Bu yazıyı bir köşe yazısı yazmak için yazmıyorum.
İçimde tutamadığım için yazıyorum.
Bir insan olarak rahatsızlık duyduğum için yazıyorum.
Bir canlının korkusuna, açlığına, çaresizliğine ve uğradığı zulme artık sessiz kalamadığım için yazıyorum.
Çünkü bazı şeyler vardır; gördüğünüzde sadece üzülüp geçemezsiniz.
Bir hayvanın gözlerindeki korkuyu gördüğünüzde, içinizde bir şey kırılır.
Konuşamıyorlar…
Kendilerini anlatamıyorlar…
“Canım acıyor” diyemiyorlar.
“Beni bırakma” diyemiyorlar.
“Bana bunu neden yaptın?” diye soramıyorlar.
Ama onların gözleri konuşuyor.
Ve bazen insan, hiçbir kelime duymadan bir çığlığı duyabiliyor.
İşte ben son zamanlarda o çığlığı duyuyorum.
Belki de bu nedenle bugün bu köşede güzellikten değil, vicdandan bahsetmek istiyorum.
Çünkü bana göre gerçek güzellik, yalnızca aynada gördüğümüz yüz değildir.
Gerçek güzellik; bir canlının aç olduğunu gördüğümüzde onu doyurabilmektir.
Susamışsa önüne su koyabilmektir.
Yaralıysa yardım edebilmektir.
Korkuyorsa ona güven verebilmektir.
Ve en önemlisi, kendisini savunamayan bir canlıya asla zarar vermemektir.
Bir insanın dış görünüşü ne kadar güzel olursa olsun, kalbinde merhamet yoksa o güzelliğin benim için hiçbir anlamı yok.
Çünkü güzellik yüzümüzde değil, davranışlarımızda belli olur.
Bugün bu yazıyı yazarken bir taraftan da kendime soruyorum:
Biz ne zaman bu kadar duyarsızlaştık?
Bir canlının acısını görüp nasıl bu kadar kolay geçip gidebilir olduk?
Ne zaman bir hayvanın hayatı, insanın öfkesinden, rahatından veya çıkarından daha değersiz hâle geldi?
Bilmiyorum…
Ama bildiğim bir şey var:
Ben buna alışmak istemiyorum.
Bir hayvanın eziyet gördüğü görüntülere bakıp “Artık her yerde böyle şeyler oluyor” diyerek geçmek istemiyorum.
Çünkü alışmak, bazen kötülüğün en büyük yardımcısıdır.
Bugün bir canlının acısına alışırız, yarın başka bir acıyı normal görmeye başlarız.
Oysa merhametimizi kaybettiğimiz yerde insanlığımızdan da bir parça eksilir.
Ben bu yazıyı kimseyi suçlamak için yazmıyorum.
Kimseye ders vermek için de yazmıyorum.
Sadece içimde oluşan o büyük rahatsızlığı paylaşmak istiyorum.
Belki bu yazıyı okuyan bir kişi bile yarın sokakta gördüğü bir canlının önüne bir kap su koyar.
Belki bir kişi, eziyet edilen bir hayvanı gördüğünde sessiz kalmaz.
Belki bir kişi, bir hayvan sahiplenir.
Belki bir kişi, çocuğuna hayvan sevgisini öğretir.
İşte o zaman bu yazının bir anlamı olur.
Çünkü bazen büyük değişimler büyük cümlelerle başlamaz.
Bir kap suyla başlar.
Bir avuç mamayla başlar.
Bir telefonla yardım istemekle başlar.
Bir canlının başını okşamakla başlar.
Ve bazen sadece “Ben buna sessiz kalmayacağım” demekle başlar.
Bugün benim köşem biraz farklı.
Çünkü bugün güzelliği değil, vicdanı konuşmak istedim.
Belki alıştığınız yazılarımdan farklı oldu.
Ama bazen insanın kalemi, planladığı konuyu değil, yüreğinin taşıyamadığı şeyi yazar.
Benim yüreğim de uzun zamandır Allah'ın dilsiz kullarına yapılan eziyetleri taşımakta zorlanıyor.
Onların dili yok.
Ama benim var.
Ve bugün o dili, onların sesi olabilmek için kullanmak istedim.
Çünkü inanıyorum ki Allah'ın yarattığı her canlının yaşam hakkı kutsaldır.
Ve bir insanın gerçek güzelliği de, kendisine hiçbir karşılık veremeyecek bir cana nasıl davrandığında saklıdır.
Bugün bu köşede farklı bir şey yazdım.
Çünkü bazen susmak yakışmaz insana.
Ve ben bugün susmak istemedim