SAPAK SESSİZDİR VE HAYAT ORADA GÜRÜLTÜ YAPAR
Bazen hiçbir şey olmamış gibi görünen anlar vardır.
Bir kahve içerken, camdan dışarı bakarken saçma bir tabelaya takılır gözün.
Ya da bir cümle düşer önüne. Kimin söylediği, nereden çıktığı önemli değildir.
Önemli olan şudur: İçinde bir yeri dürter.
Durduk yere huzursuz eder.
“Bir şey var burada” dedirtir ama adını koyamazsın.
İşte o anlar tehlikelidir.
Çünkü insanın hayatla arasında kurduğu o düzenli, cilalı, “idare eder” ilişkiyi bozmaya adaydır.
Biz düzeni severiz.
Daha doğrusu bize sevdirilen düzeni.
Yol bellidir çünkü.
Okul, iş, ilişki, bir sonraki hedef, bir sonraki hedefin taksiti.
Hayat, sanki uzun bir yürüyen banttır;
Üstüne çıkarsın, seni bir yerlere taşır.
Nereye gittiğini sormazsın. Zaten soran sevilmez.
Ama bazen…
O bantta giderken bir an durur insan.
Ve fark eder ki yürümüyor aslında.
Taşınıyor.
İşte tam o anda şu cümle gelir insanın aklına, sinsice:
“Bazı hikâyeler yola çıktığınızda değil, yoldan çıktığınızda başlar.”
Bu cümle rahatsız eder.
Çünkü bize öğretilen her şeye terstir.
Yoldan çıkmak bizde hep sorunlu bir fiildir.
Başına mutlaka bir şey gelir: “sapıtmak”, “şaşırmak”, “bozmak”.
Kimse “yoldan çıktı ve kendini buldu” demez yüksek sesle.
Onu fısıldarlar.
Çünkü yolda kalmak makbuldür.
Yolda kalınca kimse seni sorgulamaz.
Herkesin geçtiği yerden geçiyorsundur zaten.
Yanlış bile yapsan, kalabalıkla birlikte yaptığın için kimse sana “neden?” diye sormaz.
Ama yoldan çıkınca…
İşte orası yalnızlıktır.
İtirazdır.
Sessiz bir başkaldırıdır.
Ve asıl mesele şudur:
Yoldan çıkmak çoğu zaman bir cesaret patlaması değildir.
Bir kopuştur.
İçten içe “ben burada küçülüyorum” deme halidir.
İnsanlar genelde yoldan çıkmaz.
Yol, onları terk eder.
Bir sabah uyanırsın ve yaptığın şeyler sana ait değildir artık.
Konuşmalar otomatik, tepkiler ezberdir.
Kendi hayatında misafir gibi dolaşırsın.
İşte o zaman bir sapak görünür.
Ne tabelası vardır ne ışığı.
Ama kalbin fark eder.
Elbette bedeli vardır.
Yoldan çıkanlar önce yanlış anlaşılır.
Sonra yalnız bırakılır.
En sonunda da “zaten hep böyleydi” diye etiketlenir.
Ama bir gerçek var ki kimse bunu yüksek sesle söylemez:
Yolda kalanların çoğu, geceleri başını yastığa koyduğunda “acaba?” diye sorar.
Çünkü hikâyeler, konforlu yerlerde yazılmaz.
Hikâye dediğin şey biraz da kaybolmayı göze almaktır.
Yoldan çıkmayı değil…
Yolda silinmeyi reddetmektir.
Asıl soru şu:
Yoldan çıkmaya cesaret edemediğin için mi bu kadar sakinsin,
yoksa anlatacak bir hikâyen olmadığı için mi bu kadar sessiz?