HER İKTİDAR ZALİMDİR.
“Her iktidar adam öldürür mü?”
“Evet! İktidar zulüm demektir. Hele denetlenemeyen iktidar… İyi insanlar iktidara gelse bile, iktidar onu bozar, zalim yapar.” – diye yazar SERENAD romanında Zülfü Livaneli.
Serenad romanında geçen bir diyalog, bu tartışmayı başlatmak için belki de en doğru yerdir. Romanın kahramanı Profesör Maximilian Wagner, “Her iktidar zalimdir” der ve bu sözü yalnızca siyasal iktidarlar için değil, hayatın her alanında ortaya çıkan güç ilişkileri için de söyler.
Çünkü iktidar, doğası gereği denetimsiz kaldığında baskıya, adaletsizliğe ve zulme dönüşme potansiyeli taşır.
İktidar sadece devletlerin yönetiminde değil; evde, okulda, iş yerinde, hatta dostluklarda bile vardır. Bir öğretmenin öğrencisine, bir yöneticinin çalışanına, bir ebeveynin çocuğuna karşı tavrı da bir iktidar biçimidir. Kimi zaman su gibi hayat verici, kimi zaman gölge gibi karartıcı… İktidar, sarayların yüksek duvarlarında değil, iki gözün bakışında, bir sofrada kimin sözünün dinleneceğinde, bir çocuğun oyununda “lider” olma arzusunda da gizlidir. Bu çok katmanlı yapı bize şunu gösterir: Zulüm yalnızca büyük sistemlerin ürünü değildir; denetlenmediğinde, en küçük ilişkilerde bile filizlenir.
William Golding – Sineklerin Tanrısı romanında küçük bir çocuk grubunun liderlik kavgası kısa sürede şiddete ve barbarlığa dönüşür. Bu, iktidarın sadece büyük devletlerde değil, en küçük topluluklarda bile denetlenmezse zalimliğe kayacağını gösteren çarpıcı bir örnektir. Hele de devlet yönetiminde…
Tarih bize bunun sayısız örneğini sunuyor. Roma İmparatorluğu’ndan Hitler’in Nazi Almanyası’na, Stalin’in Sovyetler Birliği’nden Afrika’daki sömürge düzenlerine kadar pek çok iktidar, gücünü baskıdan devşirdi. Ve çoğu, er ya da geç yıkıldı. Çünkü zulüm sürdürülebilir bir yönetim biçimi değildir; insanlar bir noktadan sonra ya ayaklanır ya dayanışmayla direnç gösterir ya da tarihin akışı,zalimi tarihin çöplüğüne bırakır.
Ama her zaman öyle mi? Hayır. İngiliz İmparatorluğu, yüzlerce yıl süren sömürge düzeniyle milyonların hayatını kararttı; ancak birdenbire çökmek yerine dönüşerek varlığını sürdürdü. Bugün hâlâ bazı devletler ya da iktidarlar, zalimliklerine rağmen ayakta kalabiliyor. Peki onları güçlü kılan şey nedir? Güçlü kurumlar mı? İdeolojik meşruiyet mi? Halkın korkusu mu? Yoksa dış destekler mi?
Tam burada sorulması gereken asıl soru şu: İktidarların zulmünde halkın hiç mi payı yoktur? Seçim, onay, denetim eksikliği ve toplumsal pasiflik, zalim iktidarların en büyük dayanağıdır. Halk susarsa, kabullenirse, sorgulamazsa, zulüm kök salar. Sessizlik, zalimin en büyük dostudur.
Bugün dünyaya baktığımızda da benzer tablolar görmüyor muyuz? Ortadoğu’da, Afrika’da ya da Asya’da halkını ezen yönetimler… Ve yine Batı’da, özgürlük adı altında başka toplumları baskılayan politikalar… Hangisi bize geçmişte yıkılan zalim iktidarları hatırlatmıyor ki?
O halde şu sorular hepimizin zihninde yankılanmalı:
Her iktidar zalimdir; ama zulmün de bir ömrü vardır. Tıpkı sert kışların ardından gelen bahar gibi, en karanlık iktidarlar bile bir gün dağılır. O an geldiğinde geriye yalnızca halkların sabrı, direnci ve umudu kalır. Ve tarihin fısıltısı bize hep aynı şeyi söyler: Zulüm ile abad olan, sonuyla berbat olur.
.