BİR ŞİİRİN GÖLGESİNDE KALAN BÜYÜK AŞK’’ LAVİNYA’’
Bazı şiirler vardır; yazıldığı anda değil, okunduğu her anda yeniden doğar. Özdemir Asaf’ın Lavinya’sı tam da böyle bir şiir.
Bir salonda, bir kürsüde, bir bakışın titrek çizgisinde başlayan ve yıllar boyunca dillerde kalan bir sızı, karşılıksız bir aşkın, incelikle saklanan bir ismin ve bir şairin ondan eksilen kaderinin hikâyesi; Lavinya.
1940’ların genç, ateşli iklimi. Özdemir Asaf, okul yıllarında kalbinin en derin yerine sakladığı bir duyguyu kaleme alıyor: Lavinya.
Şiir, bir yarışmaya gönderiliyor ve birincilik geliyor.
Alkışlar, Bir Adım Sonra Yerini Derin Bir Sessizliğe Bırakacak.
Sonuçlar açıklandığında şairden şiiri kürsüde okuması isteniyor. O, kendine özgü sesiyle dizelere can verirken salonda bir hareketlilik… “Lavinia” diye seslendiği o isim, rivayete göre, koltuktan kalkıp sessizce salonu terk ediyor. Kalabalığın ortasında büyüyen bir yalnızlık: Şair, o andan sonra sevgisini asla söylemiyor; söyleyeceği her şeyi şiirde bırakıyor.
“Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.”
Hikâyenin merkezindeki isim Mevhibe Meziyet Beyat. Güzel Sanatların çevresinde, yalnızca yüzüyle değil sezgisiyle de iz bırakan bir kadın. En yakın dostlarından Melda Kaptan onun için “Korkunç bir sezgi gücü vardı; bir bakıştan insanın ruh haritasını çıkarırdı” demiş. Özdemir Asaf’ın o keskin cümlesi de buradan doğar: “Öldürmekten daha beter anlıyorsun insanı.”
Mevhibe Hanım’ın gönlünde ise başka hikâyeler yazılıdır: ressam hocası Edip Hakkı Köseoğlu, bir dönemin hareketli genci İlhan Selçuk ve Aktör Öztürk Serengil. Bu üç kişi girer hanımefendinin hayatına.
Yıllar sonrasında aktör Öztürk Serengil’le yaptığı evlilik kısa sürer; hayat akıp gider. Ama Lavinya adı, bir çiçek gibi, bir gölge gibi, şiirin içinde kalır. Karşılıksız aşkın estetiği, Bir sırrın şiire dönüşmesidir Lavinya.
Lavinya, yalnızca bir hitap değil; saklanan bir isim, korunmak istenen bir mahrem. Şair bu yüzden “Adını gizleyeceğim, sen de bilme Lavinia” der. Aşkın taraf değiştirdiği o yerde, söz korunak olur. Lavinya artık bir kişi olmaktan çıkar; erişilemeyenin, “gitme” diyememenin, “kal” diyemeyecek kadar nazik bir kalbin simgesi olur.
Bu karşılıksızlık, şiirin ahengini bozmamış; tam tersine ona zarafet katmıştır. “Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim” dizesi, sevilene yük olmamak, onu incitmemek için kendini geri çeken bir nezaketi fısıldar. Aşk, burada talepkâr değil; zariftir. Ve bu zarafet, Lavinya’yı bir gençlik ezberi olmaktan çıkarıp yetişkinliğin hüznüne, olgunluğun suskunluğuna taşır.
Özdemir Asaf’ın sesi, edebiyat matinelerinin yıldızıydı; şiir bitince çift yanlı asker selamı verir, bıyıklarının altından gülümser, çoğu kez Lavinya ile noktayı koyardı diye anlatır dostları. Her okunuş, o yarışma gecesinin hayaletini yeniden davet eder gibiydi:
Alkışlarla büyüyen bir boşluk, salondan usulca çekilen bir gölge, şiirde saklı kalan bir isim. Lavinya, böylece bir kişiden bir simgeye, bir hikâyeden bir hafızaya dönüşür. Her okunuşunda başka bir kalpte yeniden bulunur; hiçbirinde tam olarak yakalanmaz.
Gitme Demeden “Kal” Demenin İnceliği
Kader, şairle Lavinya’yı bir araya getirmedi; onları yalnızca şiirde buluşturdu. Belki de bu yüzden Lavinya hâlâ genç: Çünkü buluşmalar yaşlandırır, yarım kalan hikâyeler genç kalır. Özdemir Asaf’ın dizeleri, bir aşkın değil, bir inceliğin hatırası olarak dolaşır dilimizde. Gitme demeden “kal” demenin, ısrar etmeden sevmenin, incitmeden vazgeçmenin şiiri olarak…
Ve biz bugün, o kürsüde yankılanan sesin peşinden hâlâ aynı yerden bakıyoruz: “Sana gitme demeyeceğim… Ama gitme, Lavinia.”
Lavinia
Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.
Özdemir Asaf