Gözleri Maviye Çalan Sonsuz Bir Hasret
Bugün… Gözlerimizin takılı kaldığı o saat, takvimlerin değişmeyen o uğursuz tarihi. Bugün, gökyüzünün bile matem tuttuğu, saat 09:05. Bugün, bir nefes gibi içimize çektiğimiz özlemin, ciğerimizi yakan kor haline geldiği 10 Kasım.
Ne zaman o sirenler çalmaya başlasa, zaman durur. O iki dakikalık sessizlik, koca bir milleti yetim bırakan, Dolmabahçe'nin o derin hüznünü yeniden yaşatır. Sanki aradan geçen yıllar hiç yaşanmamış, yara hiç kapanmamış gibi. Bedenin aramızdan ayrılışı, ruhumuzda hiç dinmeyen bir sızı olarak kalmıştır.
Oysa sen, Mustafa Kemal'im, bize en zor günlerde bile "Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır" demeyi öğrettin. Peki, şimdi sana nasıl anlatalım bu derin, bu tarifsiz umutsuzluğu? Bir çocuğun babasına duyduğu hasret gibi, bir askerin komutanına olan sadakati gibi, bir milletin kurtarıcısına olan bağlılığı gibi… Biz seni sadece lider olarak değil, ruhumuzun direği olarak özledik.
Sen gideli, sanki bir yanımız hep eksik, bir yanımız hep yarım. Bıraktığın o koca, aydınlık mirasa dört elle sarılıyor, gösterdiğin yolda yürüyoruz yürümesine ama bazen öyle zorlanıyoruz ki... O anlarda dönüp bakacak bir "ulu çınar" arıyor gözlerimiz. Bir kez daha o mavi gözlerinin derinliğinde yolumuzu bulmayı, o keskin zekândan feyz almayı istiyoruz.
Biliyoruz ki, sen bu toprakların en nadide çiçeğisin. Senin "Naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır" sözün, bize en büyük tesellimizdir. Senin eserin yaşıyor, yaşayacak.
Fakat Ata'm, bazen tüm mantık susar, geriye sadece sevgi kalır. Bugün, akıl ve bilimin ışığına duyduğumuz bağlılık kadar, senin o insancıl, o şefkatli, o koca yüreğine duyduğumuz sonsuz özlemle yanıp tutuşuyoruz.
Sen rahat uyu… Biz seni asla unutmadık ki, hatırlayalım. Biz seni her an kalbimizde taşıdık ki, özleyelim.
Sevgi, saygı ve hiç dinmeyen bir hasretle… Ruhun şad olsun.