|
Tweet |
NEDEN İNSANLAR KENDİLERİNE KARŞI BİLE ROL YAPAR?
Sevgili okuyucular…
Bugün size tuhaf bir fark ediş anımdan bahsetmek istiyorum. Hani bazı günler olur ya, insanın kendiyle papaz olduğu… İşte tam öyle bir gündü. Sabah aynaya baktım, yüzüme baktım, sonra içimdeki ben bana baktı. İkimiz de aynı anda şöyle dedik:
“Tatlım… sen bugün kimi kandırıyorsun?”
Bakın, hayat bana dün gece küçük bir sahne oynadı. O kadar bariz bir rol kestiğimi fark ettim ki, Oscar’a aday olsam kimse şaşırmazdı. Bir olay yaşadım detayına girmeyeyim şimdi, mahremiyet önemli sonuçta ama resmen kendime “iyiyim ya, geçer” diye bir cümle kurdum.
Halbuki içimde bir yerlerde sahne arkasından biri bağırıyordu:
“YALAN! YALAN! YALAN! SEN İYİ DEĞİLSİN!”
Ama işte… Hepimizin yaptığı o klasik hamle:
– İçeride fırtına
– Dışarıda günlük pembe dizi duruşu
Sonra düşündüm:
Neden biz, kendimize bile rol kesiyoruz?
Neden bazen duygularımızı prova alıp, gerçek hislerimizi kulise gönderiyoruz?
Neden kendi iç sesimizi susturup dışarıya “hallederiz ya” maskesi takıyoruz?
Belki güçlü görünmek istiyoruz.
Belki yıllardır bize öğretilen “aman kızım belli etme, ağlama, dik dur” teranesi üstümüze yapışmış.
Belki de dürüst olursak kırılmaktan korkuyoruz.
Belki… En çok kendimizden saklanıyoruz.
Ve dedim ki: “Aslı, sen ne yapıyorsun?”
Sonra fark ettim ki, hepimiz bazen kendi sahnemizde başrolü oynuyor, kendi kendimize figüranlık yapıyoruz.
‘İyiyim’ Yalanının Dünya Liderliği
Hepimizin refleks olarak “iyiyim” demesi…
İçeride toplantı masasının dağılmış olması, kalp kırığı, sinir gerginliği…
Kalp krizi geçirsek ve biri soracak olsa:
“İyiyim tatlım, biraz tansiyon oynadı sadece.”
İşte biz böyle güçlü görünme oyunu oynuyoruz. Bazen kendimizi komik bile buluyoruz ama rol, ciddi iş.
Kendimizle Barışamama: İç Ses ve Dış Persona Kavgası
İçimizdeki mahcup çocuk + dışarıdaki “ben hallederim” maskesi…
Z kuşağı isyanı: “Ben böyleyim, kabul ediyorsan gel.”
Ama içeride minik bir kriz çığırtkanlık yapıyor.
Geleneksel öğütler: “Belli etme, dik dur” kültürü, insanın kendi kusurlarını görmesini engelliyor.
Sosyal Medya ve Sonsuz Rol Dağıtımı
Instagram’da her şey mükemmel, filtreler ve pozlar…
Ama gerçek hayatta saç dipleri isyan ediyor, ruh hâli yağmurlu.
Rol yapmak burada devreye giriyor:
“Ben de iyi görünmeliyim, ben de toparlamalıyım.”
Modern tiyatronun sahne tasarımcısı: sosyal medya.
En Çok da Kendimizi Korumak İçin Rol Yaparız
Gerçek duyguyla yüzleşmek ağır gelir.
“Kırıldım” demek, “üzüldüm” demek, “buna hazır değilim” demek… hepsi cesaret ister.
Rol yapmak bir tür pansuman: “Gerçek acıyı biraz erteleyeyim.”
Ama bir gün, içindeki o küçük dürüst ses kapıyı tıklıyor:
“Tatlım, zaman doldu. Artık sahici olalım mı?”
Bazen de İnsan O Rolü O Kadar Uzun Süre Oynar ki…
Rol karakteri, gerçek kişiyi döver. Kariyerinde güçlü görünmek için takılan maske, bir noktadan sonra suratına yapışır.
İlişkide “sorun yok” maskesi, gerçek iletişimi boğar.
Kendi duygularını sustura sustura… içindeki o güzel, kırılgan tarafı kaybedersin.
Final: Aynaya Bir Daha Baktığında…
Kendine şöyle bir bak:
Bugün hangi rolü oynadın?
Mutluluk mu?
Güç mü?
Umursamazlık mı?
Cesaret mi?
Gizlenmiş kırgınlık mı?
Kendinle en son ne zaman gerçekten sohbet ettin?
Hangi duygunu kulise gönderdin, hangisini sahneye aldın?
Ve asıl soru:
Peki siz… en çok hangi konuda kendinize rol yapıyorsunuz?