|
Tweet |
5N1K MI? BEN ONU KENDİME SORDUM, DELİRDİM.
Gazetecilikte kutsal altılı: 5N1K.
Ne, Nerede, Ne zaman, Nasıl, Neden ve Kim?
Haberin iskeleti, olayın çıplak hali.
Ama hayat öyle mi tatlım?
Hayatın 5N1K’sı var ama ne hikmetse, her biri havada uçuşan soru cümlelerinden ibaret.
Ve cevaplar?
Google’da yok.
AI bile “senin yerine düşünemem” diyor (ki düşün, burası bile pes etti).
O zaman gel, şu 5N1K’yı kendi hayatımıza monte edelim.
Hem gülelim, hem düşünelim. Hem de biraz batıralım. Çünkü hak edilmiş bir tokat gibidir bazen farkındalık: Şak diye suratına iner, sonra bir oh çektirir.
NE?
Ne yapıyorum ben?
Bu soruyu en son ne zaman sordun kendine?
Yoksa hâlâ “işte çalışıyorum, koşturuyorum, hayat böyle” tribi mi?
Yalan söyleme tatlım, hiçbirimiz tam olarak ne yaptığımızı bilmiyoruz.
Arada story atıp “çok şükür” yazıyoruz ama şükrettiğimiz şey mi belli değil, dilimize yapışan kalıp mı?
Dürüst olalım, bazılarımız hâlâ 2013’te kalmış ilişkilere yatırım yapıyor.
Bazıları da motivasyon konuşmalarıyla kendini kandırıyor:
“Ben bir yolcuyum, evrenin sonsuz akışında...”
Bitir o cümleyi...
Yolcuysan neden hâlâ aynı durağa gidiyorsun her gün?
NEREDEN GELDİK? NEREYE GİDİYORUZ?
Yani Nerede?
Bazen nerede olduğumuzu bilmediğimiz için haritada kendimize konum atamıyoruz.
Fiziksel olarak evdesin ama ruhun dört durak ötede eski sevgilinin mahallesinde geziniyor.
Lokasyon olarak sabit, kafa olarak bulanık.
Zihin: “neredeyim ben?”
Cevap: “Okulun kantini, 2008, sen hâlâ onu seviyorsun...”
Gözün açık ama manzara fluluğu yaşıyorsun.
Neredesin biliyor musun?
Kendinden uzak, herkese yakın bir yerde.
NE ZAMAN?
Yani Ne zaman geçti bu yıllar?
Zaman bir kayıp ilanı gibi geçiyor:
“Aranıyor: Hayat enerjim, gençliğim, hayallerim.”
En son ne zaman sadece kendin için bir şey yaptın?
(Ha bu arada, “spa’ya gittim” sayılmıyor. O senin ruhuna değil, story’ne iyi geldi.)
Hep “yarın hallederim”le ertelenen hayaller,
“biraz daha sabır”la tahammül edilen saçmalıklar...
Ne zaman kendini ertelemeden yaşadın?
Ne zaman bir karar alıp, onu pazartesiye bırakmadan uyguladın?
Cevap mı?
İşte o yüzden bu yazıyı okuyorsun.
NASIL?
Nasıl geldik bu hâle?
Nasıl “iyi gibi” davranmayı, “gerçekten iyi olmanın” önüne koyduk?
Nasıl gülüyoruz ama içimizde yangın var?
Ve en kötüsü:
Nasıl herkes birbirinin hayatını yargılayacak kadar boş ama kendiyle yüzleşemeyecek kadar dolu?
Bak canım, burada biraz dürüst olalım:
Her şeyi çözmüş gibi davranmayı bırak artık.
Bazen güçlü olmak, “kafam karışık” diyebilmekten geçer.
Bazen en büyük cesaret, “ben de bilmiyorum” demektir.
O yüzden o soruyu unutma:
Nasıl?
Cevabı bilmiyorsan bile, en azından artık soruyorsun.
NEDEN?
Neden böyleyiz?
Çünkü bazı şeyleri sorgulamadan kabul ettik.
“Sadece büyü” dediler, büyüdük.
“Okul, iş, evlilik, çocuk...”
Tamam da, neden?
Bu hayat çizelgesi, gerçekten bizim miydi?
Neden hâlâ başkalarının onayını almadan yaşayamaz hale geldik?
Neden sosyal medya filtresiyle kendi gerçekliğimizi boyuyoruz?
Neden sevmediğimiz şeylere sabredip, sevdiğimiz şeyleri erteliyoruz?
Belki de en büyük cesaret bu soruya içten bir cevap verebilmek.
Ve bazen en acı gerçek şu:
Sebep yok. Alışmışız sadece.
KİM?
Kim olduk? Kimdik? Kim olmak istiyoruz?
Profil fotoğrafımız başka biri gibi, ruh halimiz bambaşka biri.
Olmak istediğimiz insan, “hakkında story atılan” biri mi yoksa “sadece huzur bulan” biri mi?
“Kim?” sorusu bir aynadır.
Ama biz o aynaya bakarken bile filtre kullanıyoruz.
Yalnız kalmaktan korkup kalabalıkta kaybolmayı seçiyoruz.
Kim olduğumuzu unutmamızın sebebi bu:
Herkes gibi görünmeye çalışırken, kendimize yabancılaştık.
Dipnot gibi ama değil...
Bak şekerim, ben sana soruları sordum.
Cevaplar sende.
İstersen yine git o “aura’sı uyumlu” playlist’ini aç,
İstersen “düşünmem lazım” deyip eski sevgiliyi stalkla...
Ben karışmam.
Ama sonra da gelip “niye hep aynı şeyler başıma geliyor?” deme.
Çünkü hayat tekrar etmez, sen tekrar edersin.
Aynı kişilere, aynı kafalara, aynı acılara dönüp dönüp “Bu sefer farklı olacak” dersin.
Spoiler: Olmaz.
Bu bölümün de sonu belli.
Ama yine de sen bilirsin tatlım...
Ben sadece yazdım.
Gıybetini kendi iç sesinle yapmaya başladığında, işte o zaman ‘uyanış’ geliyor.
Unutma güzel insan…
Sen "mış gibi" yaşarken, hayat gerçekten oluyor.
Ve eğer bir gün o çok sevdiğin yalnızlığın bile senden sıkılırsa,
bil ki en büyük hayal kırıklığını başkası değil,
kendin yaratmışsındır.
İyi haber mi?
Hâlâ geç değil.
Bir "ben ne yapıyorum ya?" sorusu,
bazen bütün hikâyeyi baştan yazar.
Ama o soruyu soracak cesaretin var mı?
İşte bütün mesele bu.