|
Tweet |
Gilbert Kanunu: Ahkâm Kesmek Hepimizin Milli Sporu
Hayatta bir gerçek var: Bir işi yapan ile o işin nasıl yapılacağını söyleyen farklıdır; söyleyen ise kendini her zaman daha akıllı zanneder.
Evet, zanneder! Çünkü akıllı olsa kalkar yapardı, kenardan sakız çiğner gibi “öyle yapma, böyle yap” diye çemkirmezdi. Ama yok, o hepimizin hayatında var: Bir işi yapanın terini silerken, uzaktan kumandayla yönetim kurulu toplantısı yapan tip.
Şöyle düşünün: Siz bulaşık yıkıyorsunuz, anneniz omzunuzun üstünden dikilmiş:
— “Bardakları alta koyma, üste koy ki kurusun.”
Anneciğim, ben bulaşıkhanede master mı yapıyorum? Sen “üste koy” dedin diye bardak kendini kurutma makinesi moduna mı alacak?
Veya araba kullanıyorsunuz. Yan koltuktaki yolcu, Google Maps’i sollamış:
— “Bak ileride boşluk var, oradan gir.”
Abla, senin ehliyetin hâlâ muhtarlıkta rehin; bana direksiyon dersi verme Allah aşkına!
Futbol desen, o zaten Gilbert Kanunu’nun olimpiyat finali. Milyonlarca insan ekrana bağırıyor:
— “Vur, vur, goool!”
Kardeşim, sen televizyonun karşısında cips kırıntılarıyla savaşıyorsun, adam sahada akciğerlerini bırakıyor. Kolaysa sen çık sahaya, bakalım nefesin ikinci dakikadan sonra yetiyor mu?
Ama dürüst olalım: Hepimiz biraz Gilbert’iz. Arkadaş rapor hazırlıyor, biz hemen uzmandan bozma akademisyen kesiliyoruz:
— “Abi onu Excel’de pivot tablosuyla yap.”
Arkadaş: “Pivot ne?”
Biz: “Ben de bilmiyorum ama kesin öyle yapılır.”
Bu nasıl akıl vermekse, neredeyse bilgisayara dilek dileteceğiz.
Trajikomedi tam burada patlıyor işte: Bizim memlekette herkes her şeyi bilir.
Doktora akıl veren hasta yakını: “Hocam iki dikiş fazla at, daha çabuk iyileşir.”
Lokantada aşçıya ders veren müşteri: “Tuzu az olmuş, keşke biraz kekik atsaydın.”
İnşaatta çalışan ustaya seslenen teyze: “Bu duvar yamuk olacak.”
Teyze, senin hayatında diktiğin tek şey, balkona astığın çamaşır ipi. Tuğla mı ördün, kolon mu döktün?
Asıl kara mizah ise ilişkilerde:
Bir dert anlatıyorsunuz:
— “Beni aramadı, mesaj atmadı, kesin unuttu.”
Arkadaşınız yapıştırıyor:
— “Takma kafana ya, boşver.”
Boşvermek bu kadar kolaydıysa sen niye üç senedir eski sevgilinin story’lerini NASA gibi inceliyorsun? Gözlükle ekranın pikseline bakıp “bence bana gönderme yaptı” analizi yapıyorsun, sonra bana “takma kafana” diyorsun.
İş hayatı? Orası ayrı bir Gilbert cumhuriyeti. Patron size dosya veriyor:
— “Bunu iki dakikada halledersin.”
İki dakika dediği şey, üç gün süren iş. Ama onun zamanı Rolex, sizin zamanınız duvar takvimi. Hatta öyle ki, bazen patronun iki dakikası, sizin ömrünüzden iki yıl götürüyor.
Gilbert Kanunu aslında bize şunu hatırlatıyor: Ahkâm kesmek, toplumun en ucuz eğlencesi. Çaba harcamak, sabır göstermek, emek vermek zor; kenardan “öyle yap, böyle yap” demek kolay. Hepimiz hayatımızda en az bir kez Gilbert mağduru olduk; ama dürüst olalım, hepimiz en az bir kere Gilbert failliği de yaptık. İşin kara mizahı şu: Bugün siz ahkâm yiyorsunuz, yarın yan koltuktan “ben olsam şöyle yapardım” diyen yine siz oluyorsunuz.
Peki siz?
En son ne zaman Gilbert Kanunu’na maruz kaldınız?
Yoksa kabul mü edeceksiniz… en son Gilbert’lık yapan aslında siz miydiniz?