|
Tweet |
“Yaşadığın Hayatı Sev, Sevdiğin Hayatı Yaşa”
Bazen insanın karşısına öyle bir cümle çıkar ki… Hani sanki evrenden değil de tam direkt sana gönderilmiş gibi. Ben de geçen gün kendimi hiçbir şey düşünmezken bulmuşken, evet bazen durup durup bir boşluğa bakıyorum, bunu itiraf ediyorum, telefon ekranımda bir anda Bob Marley’in şu sözü belirdi:
“Love the life you live. Live the life you love.”
“Yaşadığın hayatı sev. Sevdiğin hayatı yaşa.”
Şimdi tatlım, bu cümle öyle sıradan bir ‘motivasyon postu’ gibi görünmesin. Bu, bildiğin iki satıra saklanmış bir ömür dersi. Ben de tabii durur muyum? Hemen başladım kendi kendime konuşmaya… “Aslı, kızım… Sen gerçekten yaşadığın hayatı seviyor musun, yoksa otomatik pilotta mı gidiyorsun?” diye sordum.
Sonra bir durdum.
Sonra bir daha sordum.
Sonra içimden biri “Yav abartma, kahveni bitir önce” dedi.
Ama Bob Marley’in suçu: Adam iki satırla insanı tokatlar gibi farkındalık yaratıyor. Öyle bir rahatlığı var ki, sanki “Bak hayat dediğin şey kompleks bir puzzle değil, iki adımda çözülüyor” diyor.
Gerçekten sevdiğimiz hayatı mı yaşıyoruz?
Yoksa… “idare etme” modunda mı takılıyoruz?
İlişkiler mi? Orası ayrı hikâye. Bazen insan sevdiğini sanıyor ama aslında alışkanlığını seviyor. Bazen de “böyle olması gerekiyor” diye kendini bir kalıba sıkıştırıyor. Oysa Bob Marley’in cümlesi sanki kulağımıza eğilip şöyle diyor:
“Tatlım… Madem bir hayatın var, bari onun başrolünü sen oyna. Figüran olmanın alemi yok.”
Ve işin ilginci, hayatı sevmek öyle havalı pozlarla falan olmuyor.
Bazen çorapların eşini bulduğun gün bile hayatı seviyorsun.
Bazen trafik yok diye bir anda mutlu oluyorsun.
Bazen kahve dökülmüyor, bazen saçın güzel duruyor, bazen kimse saçma sapan bir laf etmiyor...
Hayat dediğin şey küçük mucizelerle devleşiyor aslında.
Bir de diğer yarısı var: “Sevdiğin hayatı yaşa.”
Hadi bunu yapabilene alkış.
Çünkü herkes ister de… Cesaret edene az rastlanır.
Zor kısmı da bu.
Sevdiğin hayatı yaşamak, biraz aykırı olmak, biraz ‘gelenek’ten kopamayıp yine de yenilik peşinde koşmak, biraz risk almak, biraz “ya olursa” diye düşünmek demek. İnsan bir noktada kendine şunu soruyor:
“Ben sabahları başkasının hayali için mi uyanıyorum, yoksa kendi sevdiğim hayat için mi?”
Bob Marley’in bu sözü bence bize şunu fısıldıyor:
Hayatın sorusu zor değil, cevabı cesaret istiyor.
O yüzden bugün kendime şu sözü bir post-it gibi yapıştırdım:
Yaşadığın hayatı sevmek için çabalayacaksın. Ama sevdiğin hayatı yaşamak için cesaret göstereceksin.
Ve tatlım, içten içe biliyorum ki herkesin içinde bir yerlerde küçük bir Bob Marley var. Oturmuş, o sakin ses tonuyla şöyle diyor:
“Rahatla. Kendin ol. Sev. Seç. Yaşa.”
Peki siz…
Yaşadığınız hayatı mı seviyorsunuz, yoksa sevdiğiniz hayatı yaşamayı bekleyenlerden misiniz?