|
Tweet |
DÜŞÜNMÜYORUM, ÖYLEYSE DE VAR MIYIM?
Merhaba sevgili okurlar,
Bazen insanın aklına öyle cümleler gelir ki, sanki evren o an kulağımıza fısıldar. Dün gece kahvemin son yudumundaydım; elimde bir kitap, karşımda sessizlik… Derken sayfanın tam ortasında o meşhur cümleyle göz göze geldim:
“Düşünüyorum, öyleyse varım.”
René Descartes, bundan yüzyıllar önce düşünmenin insan olmanın temel şartı olduğunu söylemişti. Ne kadar asil bir iddia, değil mi?
Ama sonra içimden şu geçti:
“Peki ya artık düşünmüyorsak? Yani hâlâ var mıyız?”
Çünkü sanki artık düşünmek, bir tür hantallık olarak görülüyor. “Hızlı konuş, doğrudan söyle, konuyu uzatma!” çağındayız.
İnsanlar sözleri tartmadan konuşuyor, fikirleri sindirmeden savunuyor, duygularını anlamadan yaşıyor.
Herkesin bir fikri var ama kimsenin fikriyle ilgili fikri yok.
Yani düşünce bir varoluş biçiminden çıkmış, bir vitrin süsü olmuş gibi.
Birine “Bir düşünelim…” dediğinde, yüzünde hemen o meşhur sabırsız ifade beliriyor: “Yani hemen karar versek olmuyor mu?”
Artık düşünmek lüks, sorgulamak tehlikeli, sessizlikse neredeyse suç gibi algılanıyor.
Descartes bugün yaşasa, muhtemelen o meşhur cümlesini şöyle güncellerdi:
“Düşünüyormuş gibi yapıyorum, öyleyse görünürüm.”
Evet, tam olarak böyle derdi… Ve sonra büyük ihtimalle tweet atmadığı için kimse onu fark etmezdi.
Düşünmek aslında insanın iç sesine dönmesidir. Ama biz o sesi susturmayı öğrendik. Çünkü iç ses, sessizlik ister; sessizlik ise artık kimsenin tahammül edemediği bir lüks.
Her şeyin cevabını hemen bulmak istiyoruz ama hiçbir şeyin anlamını bulamıyoruz.
Bir an bile durup düşünmeye kalksak, hemen etiketleniyoruz: “fazla duygusal”, “fazla sorgulayıcı”, “fazla derin”.
Ne çok “fazla” olmuşuz değil mi?
Belki de en büyük yanlış, düşünmeyi karmaşık bir eylem sanmak oldu.
Oysa bazen sadece durmak, bir nefes alıp “Ben şimdi ne hissediyorum?” diye sormak bile düşünmektir.
Şunu fark ettim sevgili okurlar:
Düşünmek artık çoğu insan için bir eylem değil, bir risk.
Çünkü düşünen insan sorgular.
Sorgulayan insan fark eder.
Ve fark eden insan, kolay yönetilemez.
O yüzden de pek hoş karşılanmaz.
Belki de bu yüzden Descartes’in sözünü bugüne tercüme etmemiz gerekiyor.
Artık “Düşünüyorum, öyleyse varım” değil,
“Düşünebiliyorsam hâlâ insanım.”
Ve işte o insanlık, tam da burada saklı:
Bir durup düşünme cesaretinde. Bir cümleyi acele etmeden kurmakta. Bir duyguyu hemen adlandırmadan hissetmekte. Ve bazen de, sessizliğin içindeki en net sesi duyabilmekte.
Peki siz, sevgili okurlarım…
En son ne zaman sadece düşünmek için düşündünüz?
Yoksa düşünmemeyi, var olmanın yeni şekli mi sandık?
Belki de hepimiz biraz sustuğumuzda, dünya ilk kez gerçekten düşünmeye başlayacak.